YAZARLARIMIZ
Anket

Adnan SARAL
GÖNLÜMÜZCE YAŞAYALIM
GÖNLÜMÜZCE YAŞAYALIM
İnsanlar birbirlerini sevmek, birbirleri ile yardımlaşmak, dayanışmak için yaratılmıştır. Ahlakına göre de bir ahiret hayatı yaşayacaktır. Bu yaratılma sebebine göre yaşaması gereken insana en önemli yardım gönül yardımıdır. En büyük ibadet de gönle girmektir. En büyük zulüm de gönül kırmaktır.
Mevlana Celaleddin-i Rumi Mesnevi’de : “Allah; ben, yücelere, aşağılara yere, göğe, hatta arşa sığmam. Bunu, ey aziz, yakînen bil. Fakat şaşılacak şeydir ki inanan kişinin kalbine sığarım. Beni ararsan inanan gönüllerde ara buyurdu” dedi. (1) Bu durumda gönül insanın Rabbi ile irtibatlı bir uzvudur. Gönlün sağlığı, temizliği ve ilahi lezzete duyarlılığı kişi için çok önemlidir.
Peygamberimiz de :“ Gönülde bir illet yüzünden insan, doğruyu anlamaz, sapıtır.
O yüzden nimetler, umumiyetle illet olur. Hastalıkta yenen yemek insana hiç kuvvet verir mi? O illeti derhal geçirmeye çalışmak gerek. O illet durdukça şeker bile zehir kesilir. O huy, sendeyken gönlü dirilten gıda bile senin vücudunda kokar, leş kesilir.” (2)buyurdu.
Anlaşılan o ki insanı insan yapan, şeref kazandıran gönül ise onun hastalanıp bozulması da insanın bozulup sapıtması demektir. Üşüten birisi ne yemeğin tadını alır ne suyun, her şey ona yavan gelir. Böylesine hasta birine yapılacak iyilik yemek yedirmek, gıda vermek değil midesini sağlığa kavuşturmaktır. Midesi sağlığa kavuşunca kuru ekmek bile tatlı gelir, gıda olur, ona yarar. Bunu gibi günümüz insanı en fazla yeme ve içmeye önem verirken gönlünü gözden geçirmeyi unutuyor. Her konuda sınırsız bilgiye sahipken insanlık bilgisinden gönül bilgisinden uzaktır. Her şeyi, uzayı, gezegenleri, hücreleri çok iyi biliyor ama hemen başımızı eğince yanı başında duran gönlünden çok uzaklarda.
Unuttuğumuz yok saydığımız gönlümüz boş kalınca da her şey anlamını yitiriyor. Futbol fanatizmine şaşırıyoruz. Bütün bunlar insana, insan gönlüne gösterdiğimiz duyarsızlığın ve umursamazlığın sonucudur. Hiç paylaşmamış, sevinmemiş, birisi için üzülmemiş yük çekmemiş bir gönül olumluya duyarlılığını nasıl sürdürebilir ki? İnsani ve manevi gıdalarla beslenmemiş bir gönül öyle duyarsızlaşıyor ki tavır ve tepkilerimize olumlu bir etkide bulunamıyor. Bu sefer fiziksel güç ve hisler devreye giriyor. Saldırmak, kavga etmek, bir diğer insanla savaşmak istiyor. Kendisini kavgayla gösteriyor, kavganın heyecanı ile, kırıp dökmenin hayvani hazzıyla ayakta duruyor. O güzelim insan tanınmaz bir varlığa dönüşüyor.
Futbol fanatizmini de terörü de kadına yönelik şiddeti de her türlü olumsuzluğu böyle bir insan gerçekleştiriyor. Biz bunu her fırsatta lanetliyoruz ama bu lanet yine bize dönüyor. Sevmediğimiz, yardım etmediğimiz, insan yerine koymadığımız, bağrımıza basamadığımız, kendi kişisel yaşamımızla ötelediğimiz, yabancılaştırdığımız insanlar şu veya bu şekilde bizim karşımıza çıkıyor ve bize bizim ihmalimizin bedelini ödettiriyor.
Eğer huzurlu olmayı, insanca yaşamayı düşünüyorsak, tüm insanları sevmek ve tüm insanlık için bir şeyler yapmak zorundayız. Ailemizden komşumuza, komşumuzdan mahallemize ve beldemize içten dışa doğru tüm insanlıkla barışıp herkese bir şeyler vermek, herkesle bir şeyler paylaşmak, bir kaçını derdine ortak olmak zorundayız. Yoksa sırt döndüğümüz, yabancılaştığımız insanlar ve bunun sonucunda fiziksel güç ve hislere mahkum olan mağdurlar bizim yakamızı bırakmayacak. Sorunu sadece suçluda görmek, cezayı sadece suçluya kesmek, suç ortaklarının her zaman başvurduğu bir yöntemdir. Güzellikler kadar çirkinliklerin de ortağıyız. Sevda erliğine soyunalım. İnsan olalım. İnsanca yaşayalım. Gönül seferberliği yapalım. Gönül erleri bulalım ve gönlümüzce yaşayalım.



Celal Bozkurt
Coşkun Karabulut
Nuri Kıvrak
Nuri Kuzugüdenlioğlu
Ömer Faruk Bilgili